İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin Türkiye'de son 13 yılda en az 862 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini açıklamasının ardından, Eğitim-İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen tablonun vehametine dikkat çeken çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yaşanan ölümlerin "münferit kazalar" olarak nitelendirilemeyeceğini belirten Şen, çocuk işçiliğinin Türkiye'de giderek derinleşen ve sınıf ayrımını keskinleştiren sistematik bir soruna dönüştüğünü vurguladı.
Eğitim-İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen'in değerlendirmelerinden öne çıkan başlıklar şu şekilde:
"Bedeli Yalnızca Ölüm İstatistikleriyle Ölçülemez"
Çocuk işçiliği denildiğinde kamuoyunda genellikle sadece ölüm vakalarının gündeme geldiğini belirten Şen, buzdağının görünmeyen yüzüne dikkat çekti. İş kazaları sonucu yaşanan uzuv kayıpları, meslek hastalıkları ve psikolojik travmaların yeterince kayıt altına alınmadığını ifade eden Şen, "Birçok çocuk ağır ve tehlikeli işlerde çalışırken eğitimden uzaklaşıyor, sosyal gelişimlerini tamamlayamıyor ve çocukluklarını yaşayamıyor. Bu nedenle çocuk işçiliğinin bedeli yalnızca ölüm istatistikleriyle ölçülemez" dedi.
Ekonomik Kriz ve Umutsuzluk Çocukları İşçileştiriyor
Artan hayat pahalılığı ve derinleşen yoksulluk nedeniyle ailelerin çocuklarını okuldan alarak çalışmaya zorladığını belirten Şen, "Çocukların aile bütçesine katkı sağlayan bireyler olarak görülmesi, yoksulluğun çocuklar üzerinden yönetilmeye çalışıldığını göstermektedir" ifadelerini kullandı.
Eğitim alanında yaşanan umutsuzluğun da altını çizen Şen, gençlerin üniversite okusalar dahi iş bulamayacaklarına dair taşıdıkları kaygıların ve artan eğitim maliyetlerinin, çocukları erken yaşta çalışma hayatına iten en büyük etkenlerden biri olduğunu belirtti. Çözümün çocukları çalıştırmak değil; aileleri sosyal politikalarla desteklemek ve kamusal, parasız eğitimi güçlendirmek olduğunu vurguladı.
MESEM'ler ve Eğitimdeki Sınıfsal Ayrışma
Milli Eğitim Bakanlığı'nın politikalarını ve özellikle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından övülen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) sistemini sert bir dille eleştiren Şen, bu sistemin çocukları eğitimden koparıp üretim sürecinin ucuz bir dişlisi haline getirdiğini savundu. Şen, sistemdeki sınıfsal çarpıklığı şu sözlerle dile getirdi: "Bu sistemi savunan siyasi ve ekonomik çevrelerin çocukları MESEM'lerde değil, daha farklı eğitim olanaklarından yararlanıyor. Bu durum eğitimdeki sınıfsal ayrışmayı gözler önüne sermektedir."
"Altın Bilezik" Anlayışı Bir Tercih Değildir
Özellikle kırsal ve dar gelirli bölgelerde yaygın olan ve çocuk işçiliğini meşrulaştıran "elinde altın bileziği olsun" anlayışına da değinen Şen, geçmiş kuşakların deneyimlerinin günümüzün acımasız çalışma koşullarıyla kıyaslanamayacağını ifade etti. Şen, "Burada gönüllü bir tercihten söz etmek mümkün değildir. Bir çocuğun eğitim hakkından, oyun hakkından, sosyal gelişiminden ve geleceğinden vazgeçmesi kendi özgür iradesiyle aldığı bir karar değildir" diyerek çocuk emeği sömürüsüne karşı toplumsal farkındalık çağrısında bulundu.





0 Yorum